Hûd Aleyhisselâmın Soyu Ve Mesleği:


Hûd (Âbir) b.Abdullâh, b.Rebah, b.Halud[1] b.Âd, b.Avs, b.İrem, b.Sâm, b.Nuh Aleyhisselâmdır. [2]

Hûd Aleyhisselâm, Âd kavmi içinde Baba ve Ana soyu yönünden en üstün du­rumda idi. [3]

Kendisi, daha önce ticaretle uğraşırdı. [4]



Hud Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili Ve Bazı Faziletleri:


Hud Aleyhisselâm; orta boylu[5], esmer tenli, çok saçlı[6], güzel yüzlü idi. Âdem Aleyhisselâma benzerdi[7]

Güçlü, kuvvetli idi.[8]

Zühd´ü takva ve ibâdet ehli idi. Çok cömerd ve şefkatli idi. Yoksullara bol bol Sadaka verirdi. [9]



Hûd Aleyhisselâmın Kavmi:


Hûd Aleyhisselamın kavmi, Âd kavmi idi.

Âd kavmi, Birinci ve İkinci Âd diye ikiye ayrılır.

Birincisi: Âd b. Avs, b.İrem, b.Sâm, b.Nuh Aleyhisselâm´dır.[10]

İkincisi: Semud b. Câir, b.İrem, b.Sâm, b.Nuh Aleyhisselâmdır. [11]

İsmail Aleyhisselâmdan önceki Birinci Âd kavmi, on, on üç kabileden oluşan[12] üç dört bin kişilik bir topluluktu.

Âd, Semud, Cürhüm, Tasm, Cedis, Ümeym, Medyen, Imlak, Ubeyl, Câsim, Kahtan ve Kahtan oğullan gibi bir çok kabilelere Arabul´âribe,

İsmail Aleyhisselâmın oğullarından gelen kabilelere de, Arabulmüsta´rebe denir. [13]



Hûd Aleyhisselâmın Kavmi Olan Âd Kavminin Yurdları Ve Kötü Tutum Ve Davranışları:


Âd kavminin yurdları; Hudramevt´e ve Yemen´e kadar uzanan yerler olup Al­lah´ın yerlerinden, en genişi, en otlu, sulu, bol nimetli olanı idi.[14]

Yerin üzerinde akan ırmakları, bağları, bahçeleri, sürü sürü davar/arı[15], yer al­tında da, su depoları vardı. [16]

Başkalarına verilmeyen boy bos, güç kuvvet de, onlara, verilmişti. [17]

Onlar, inatçı bir zorbanın emrini tutup ardından gittiler de[18]: "Kuvvetçe, biz­den daha güçlü kim varmış?" diyerek yer yüzünde büyüklük taslamağa[19], mem­leketlerinde azgınlık ve fesadlarını artırmağa´[20], halka zulm etmeğe başladılar. [21]

Âhiret hayatını, öldükten sonra dirilmeyi inkâr ettiler. [22]

Şadda, Samud ve Henna´ adındaki üç puta tapmaktan da, geri durmadılar. [23]



Hûd Aleyhisselâmın Âd Kavmine Peygamber Gönderilişi:


Yüce Allah, âd kavmına, kardeşleri Hûd Aleyhisselâmı, Peygamber olarak gönderdi. [24]

O da, onları, Bir olan Allah´a iman ve ibadete, insanlara zulmetmekten vaz geç-meye() davet etti ise de, red ve tekzib ile karşılandı[25]

Bunun üzerine, Yüce Allah, üç yıl, onlardan, yağmuru, kesti. [26]

Onları, yağmur duası için, Mekke´ye bir heyet göndermek zorunda bıraktı. Yağmur yağdıracağını sandıkları bir kasırga ile de, yok olup gittiler. [27]



Kur´ân-ı Kerimin Âd Kavmi Hakkındaki Açıklaması:


Hûd Aleyhisselâmın, Âd kavmına gönderilişi ve onların, tutum ve davranışları ve akıbetleri Kur´ân-ı Kerimde şöyle açıklanır:

"Âd (kavmine)da, kardeşleri Hûd´u (gönderdik)

O, (kavmına):

"Ey kavmim! Allah´a, ibadet ediniz!

Sizin, O´ndan başka hiç bir ilâhınız, yoktur. [28]

(hâlâ, Allah´dan) korkmayacak mısınız? [29]

Siz, (Allah´a karşı) yalan düzenlerden başka (kimseler) değilsiniz!" dedi. [30]

Kavminin ileri gelenlerinden kâfir bir cemâat ise:

"Biz, seni, muhakkak, bir beyinsizlik içinde görüyoruz!

Seni, muhakkak, yalancılardan sanıyoruz!" dediler.

(Hûd):

"Ey kavmim! Bende hiç bir beyinsizlik yoktur.

Fakat, ben, âlemlerin Rabb´ı tarafından gönderilmiş bir Peygamberim!

Size, Rabb´ımın Vahy ettiklerini tebliğ ediyorum.

Ben, sizin Emin bir hayrhâhınızım.

Size, o korkunç akıbeti haber vermek için, içinizden bir adam (vâsıtasile) Rabb´-ınızdan, size bir ihtar gelmesi tuhafınıza mı gidiyor?

Düşününüz ki: O (Rabb´ınız), sizi, Nuh kavmından sonra, Hükümdarlar yaptı. Size, yaratılışta, onlardan (Nuh kavmından) ziyâde boy bos (ve kuvvet) verdi.

O halde, Allah´ın nimetlerini (unutmayıp) hatırlayınız ki: kurtuluşa erebilesiniz!" dedi.

"Sen, bize, yalnız Allah´a ibadet etmemiz. Atalarımızın tapmakta olduklarını bırakmamız için mi geldin?!

O halde, doğruculardan isen, bizi, tehdid etmekte olduğun şeyi (azabı) getir bi­ze!" dediler.

Hûd:

"Rabb´ınızdan, üzerinize bir azab, bir gazab hakk oldu muhakkak!

Kendinizin ve Atalarınızın takdığınız (düzme) bir takım adlar (putlar) hakkında, Allah, onlara bir Hüccet indirmemişken, benimle mücâdele mi ediyorsunuz?

Artık, bekleyiniz!

Şüphesiz ki, ben de, sizinle birlikte onu, bekleyenlerdenim[31]

Ey kavmim! Ben, buna (bu tebliğime) karşılık, sizden hiç bir ücret istemiyorum.

Benim mükâfatım, ben´i Yaratan´dan başkasına âid değildir.

Hâlâ, akıllanmayacak mısınız?!

Ey kavmim! Rabb´ınızdan yarlıganmak dileyiniz.

Sonra, yine, Ona tevbe ve rücu ediniz ki, üstünüze bol bol (feyzini) göndersin. Kuvvetinize, daha fazla kuvvet katsın!

Günahkârlar olarak yüz çevirmeyiniz!" dedi.

"Ey Hûd! Sen, bize açık bir Mucize getirmedin!

Biz de, senin sözünle, İlahlarımızı bırakıcı değiliz!

Sana, inanıcılar da, değiliz! [32]

Sen, bize, İlâhlarımız(a tapmak)tan, bizi döndürmek için mi geldin?!

Öyle ise, bizi tehdid etmekte olduğun şeyi -eğer (iddianda) doğru söyleyenlerden isen- getir bize!" dediler.

Hûd:

"(Bunun) İlmi, ancak, Allah katındadır.

Ben, size, gönderildiğim şeyi, tebliğ ediyorum.

Fakat, ben, sizi, bilmezler güruhu olarak görmekteyim [33]

Allâh´dan korkunuz ve bana, itaat ediniz! [34]

Ben, cidden, üstünüze (gelecek) büyük bir günün azabından korkuyorum!" dedi. [35]

Onlar:

"Va´z etsen de veya va´z edicilerden olmasan da, bize göre, birdir.

Bu, öncekilerin âdetinden başka (bir şey) değildir.

Biz, azaba uğrayacaklar da, değiliz!" dediler. [36]

Onun (Hûd´un) kavminden -kendi/erine dünya hayatında refah verdiğim/z hal­de, küfr (ve inkâr) eden- bir güruh da:

"Bu, sizin gibi bir beşerden başkası değildir.

Sizin yediklerinizden yiyor, içtiklerinizden, içiyor!

Eğer, kendiniz gibi bir insana boyun eğerseniz, and olsun ki: o takdirde, mutla­ka, hüsrana düşenlersinizdir.

Öldüğünüz ve bir toprak, bir kemik olduğunuz vakit, sizin herhalde (diri olarak kabirlerinizden) çıkarılmış olacağınızı mı va´d (ve tehdid) ediyor o?

Tehdid olunageldiğiniz o şey, ne kadar uzak! Ne kadar uzak!

O (hayat), bizim (şu) dünya hayatımızdan başkası değildir.

Yaşarız, ölürüz.

Fakat, biz (tekrar) dirilecekler değiliz!

O (Hûd), Allâha karşı, yalan düzen bir adamdan başkası değildir.

Biz, onu, tasdik edici değiliz!" dediler.

(Hud):

"Rabb´ım! Beni, yalanlamalarına karşı, Sen, bana yardım et!" dedi.

(Allah) Buyurdu ki:

Az bir (zamanda) her halde, onlar, pişman olacaklardır!

İşte, onları, o müthiş (azab) Sayha(sı), Allah´ın bir adâletfi) olmak üzre, hemen yakalayıverdi de, onları, bir çörçöp haline getirdik!

Artık, uzak olsun o zâlimler güruhu! [37]

Onlar, onu, (azabı), vadilerine yönelerek gelen bir bulut haline görmüşlerdi de;

"Bu, bize yağmur verici bir buluttur!" demişlerdi.

Hayır! Bu, çarçabuk gelmesini istediğiniz şeydir! Kasırgadır ki, onda, elem veri­ci bir azab vardır.

O, Rabb´ının emriyle, her şeyi helak edecektir!

İşte, onlar, o hale geldiler ki, meskenlerinden başka bir şey görünmez oldu!

Biz, işte, günahkârlar güruhunu, böyle cezalandırırız! [38]

.....Alay ede geldikleri şey, kendilerini, çepçevre kuşatıverdi. [39]

.....Her uğradığı şeyi (yerinde) bırakmıyor, mutlaka, onu, kül gibi savuruyordu. [40]

Çünki, biz (haklarında) uğursuz (ve uğursuzluğu) sürekli bir günde, onların üs­tüne, çok gürültülü bir kasırga saldık.

(Öyle bir kasırga ki) insanları, sanki, onlar, köklerinden sökülmüş hurma kütük­leri imiş gibi, tâ temelinden koparfıp helake uğratıyordu. [41] (Allah) onu, yedi gece, sekiz gün ardı ardınca, üzerlerine musallat etti.

Öyle ki (eğer, sen de, hâzır olsaydın) o kavmin (bu müddet) içinde (nasıl) ölüp yıkıldığını görürdün!

Sanki, onlar, içleri bomboş hurma kütükleri idiler! Şimdi, onlardan bir kalan görebiliyor musun? [42]

(Hûd´un) kendisini de, onunla birlikte olan (Müslümanları da, katımızdan bir Rah­met ile kurtardık.

Âyetlerimizi yalan sayıp iman etmemiş olanların ise, kökünü kestik!´[43]



Hud Aleyhisselâmın Hacca Gidişi:


Peygamberimiz, Veda haccında, Osfan vadisine vardığı zaman, Hz.Ebu Bekr´e: "Ey Ebû Bekr! Bu, hangi vadidir?" diye sormuş, Hz.Ebû Bekr", Osfan vadisidir!" de­yince, Peygamberimiz: Hud Aleyhisselâmın da, beline Aba tutunmuş, belinden yuka­rısını alacalı bir kumaşla bürümüş, genç ve kızıl, yuları hurma lifinden örülmüş dişi bir deve üzerinde olduğu halde, Hacc için buradan Telbiye ederek geçmiş olduğunu ha­ber vermiştir. [44]



Hud Aleyhisselâmın Mekke´ye Gidişi Ve Vefat Edişi:


Rivayete göre: Peygamberlerden, ümmeti helak olan Peygamber, kendisine iman edenlerle birlikte Mekke´ye gelir, vefatına kadar orada, Yüce Allah´a iba­detle meşgul olurdu. [45]

Âd kavmi helak olunca, Hud Aleyhisselâm da, kendisine iman etmiş olan kim­seleri yanına alarak Mekke´ye gitti ve oradan ayrılmadı. [46]

Mekke´de vefat eden Peygamberlerden, Zemzem ile Hacerülesved arasında yetmiş[47], diğer rivayette doksan dokuz Peygamber gömülüdür.

Hud Aleyhisselâm da, orada gömülü Peygamberler arasındadır. [48]

Hud Aleyhisselâmın Hadramevt´te vefat ettiği ve kabrinin, orada kızıl kumdan bir tepe üzerinde bulunduğu[49] ve vefatında dört yüz altmış dört yaşında olduğu da, rivayet edilir. [50]

Ona ve gönderilen bütün Peygamberlere selâm olsun![51]







--------------------------------------------------------------------------------

[1] Veya Carud (Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.12O)

[2] ibn.Kuteybe-Maarif s.14, Yâkubî-Tarih c.1,s.22, TaberMarih c.1 ,s.110, Sâlebi-Arais s.62, Ebülfida-Elbidaye ven­nihaye C.1.S.120.

[3] Dîneverî-El´ahbar s.5, Sâlebî-Arâis s.62.

[4] ibn.Kuteybe-Maarif s.14, İbn.Asâkir-Tarih c.2,s.361.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/117.

[5] Mir Hâvend-Ravzatussafa Terceme s. 146.

[6] ibn.Kuteybe-Maarif s.14.

[7] İbn.Kuteybe-Maarif s.14, Hâkim-Müstedrek c.2,s.564, Muhyiddin b.Arabî-Muhâdaratülebrar c.1,s.123, Mîr Hâ-vend. Ravzatussafa Terceme s.146, 147.

[8] Hâkim-Müstedrek c.2,s.563.

[9] Mir Hâvend-Ravzatussafa Terceme s.147.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/117.

[10] Taberî-Tarih c.1,s.109-110, Sâlebî-Arais s.61, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.85.

[11] Taberî-Tarih c.1,s.11O, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.89 .

[12] ibn.Kuteybe-Maarif s.14.

[13] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.1,s.120-121.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/117-118.

[14] İbn.Kuteybe-Maarif s.14.

[15] Şuarâ: 133,134.

[16] Şuarâ: 129.

[17] Araf: 69, Ahkaf: 26, Salebî-Arâis s.61, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.85.

[18] Hûd: 59

[19] Fussilet: 15

[20] Hıcr: 11, 12

[21] Taberî-Tarih c.1,s.110, Sâlebî-Arais s.62, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.85

[22] Mü´minun: 35-37.

[23] Taberî-Tarih c.1,s.11O.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/118.

[24] İbn.Kuteybe-Maarif s.13, Dîneverî-El´ahbar s.5, Yâkubi-Tarih c.1,s.22 (*) Yüz yıl (Mîr Hâvend Ravzatussafa, Terceme s.147).

[25] Taberî-Tarih c.1,s.110, Sâlebî-Arais s.62, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.85.

[26] Yâkubî-Tarih c.1,s.22, Taberî-Tarih c.1,s.110, Mes´ûdî-Ahbaruzzaman s.81, Sâlebî-Arais s.62, Ebülferec ibn.Cevzî-Tabsıra c.1,s.78.

[27] Yâkubîc.1,s.22, Taberîc.1,s.11O, Mes´udîs.81, Salebîs.62, Ebülferec ibn.Cevz!c.1,s.78, İbn.Esîr-Kâmil c.1,s.85.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/118-119.

[28] Ârâf: 65, Hûd: 50.

[29] Ârâf: 65, Şuarâ: 124.

[30] Hûd: 50.

[31] Ârâf: 66-71

[32] Hûd: 51-53.

[33] Ahkaf: 22-23.

[34] Şuarâ: 131.

[35] Şuarâ: 135, Ahkaf: 21.

[36] Şuarâ: 135-138.

[37] Mü´minun: 33-41.

[38] Ahkaf: 24-25.

[39] Ahkaf: 26.

[40] Zâriyat: 42.

[41] Kamer: 19-20.

[42] 40) Elhakka: 7-8.

[43] Ârâf: 72.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/119-122.

[44] Ahmed b.Hanbel-Müsned c.1,s.232, ibn.Kayyım-Zâdülmaad c.3,s.239, Heysemî-Mecmuazzevaid c.3,s.32O.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/122.

[45] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1, s.68, Hâkim-Müstedrek, c.2,s.563, Sâlebî-Arais s.66.

[46] ibn.Kuteybe-Maarif s.14, Sâlebî-Arais s.66, Mîr Havend-Ravzatussafa Tercemesi s.146.

[47] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.73.

[48] Ezrakî-Ahbaru Mekke c.1,s.68, Hâkim-Müstedrek c.2,s.563-654.

[49] Hâkim-Müstedrek c.2,s.564, Aliyyülmüttakî-Kenzülummal c.12,s.48O, Mîr Hâvend-Ravzatussafa Tercemesi s. 146-147.

[50] Mîr Hâvend-Ravzatussafa Tercemesi s.147.

[51] M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 1/122.