Dördüncü Sorunuzun Meali:

Ahirzamanda Hazreti İsa (aleyhisselam) deccalı öldürdükten sonra insanlar çoğunluk itibarı ile hak dinine girecekler. Halbuki rivayetlerde şöyle nakledilmiştir: “Yeryüzünde ‘Allah Allah’ diyen bulundukça kıyamet kopmaz.”158 İnsanlar böyle topluca imana geldikten sonra nasıl hep birden küfre girerler?

Cevap: Sahih hadiste rivayet edilen, “Hazreti İsa’nın (aleyhisselam) geleceği, İslam diniyle amel edeceği ve deccalı öldüreceği”159 hakikatini imanı zayıf olanlar akıldan uzak görüyor. Bunun aslı izah edilse hiç akıldan uzak görülecek tarafı kalmaz. Şöyle ki,

O hadisin ve Süfyan ile Mehdî hakkındaki hadislerin ifade ettiği mânâ şudur:

Ahirzamanda iki dinsizlik cereyanı kuvvet bulacak.

Birincisi: Nifak perdesi altında Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) peygamberliğini inkâr edecek Süfyan namında müthiş bir şahıs, münafıkların başına geçecek, İslam şeriatını yıkmaya çalışacaktır. Peygamberimizin Âl-i Beytinin nuranî silsilesine bağlı, velâyet ve kemâl ehlinin başına geçecek Muhammed Mehdî isminde nuranî bir zât ise o Süfyan’ın şahs-ı manevîsi olan münafıklık cereyanını öldürüp dağıtacaktır.

İkincisi ise tabiatçı ve maddeci felsefeden doğan nemrutça bir cereyandır, ahirzamanda maddeci felsefe vasıtasıyla gittikçe yayılarak kuvvet bulup ulûhiyeti inkâr derecesine gelir. Nasıl ki, bir padişahı tanımayan, ordudaki subayların ve askerlerin onun emrinde olduğunu kabul etmeyen vahşi bir adam, herkese, her askere bir nevi padişahlık ve hâkimiyet vermiş olur. Aynen öyle de, o inkâr cereyanına kapılanlar, birer küçük Nemrut hükmünde nefislerine bir rubûbiyet atfederler. Ve onların başına geçen en büyükleri, ispritizma ve manyetizma türünden müthiş harikalara mazhar olan deccal ise daha ileri gidip görünüşteki zorbaca hâkimiyetini bir çeşit rubûbiyet olarak görür, ulûhiyetini ilan eder. Bir sineğe mağlup olan ve bir sineğin kanadını bile var edemeyen aciz bir insanın ilahlık dava etmesinin ne kadar ahmakça bir maskaralık olduğu mâlumdur.

İşte böyle bir zamanda, o cereyan pek kuvvetli göründüğü bir sırada, Hazreti İsa’nın (aleyhisselam) manevî şahsiyetinden ibaret olan hakiki İsevîlik dini ortaya çıkacak, yani Allah’ın rahmetinin semâsından inecek..160 hâlihazırdaki Hıristiyanlık dini o hakikat karşısında arınıp saflaşacak, hurafelerden ve tahriflerden sıyrılacak.. İslam hakikatleriyle birleşecek ve mânen Hıristiyanlık bir bakıma İslamiyet’e dönüşecektir. Kur’an’a uyarak İsevîliğin şahs-ı manevisi tâbi olan; İslamiyet ise tâbi olunan makamında kalacak, hak dini bu iltihak neticesinde büyük bir kuvvet bulacaktır.

Ayrı ayrı iken dinsizlik cereyanına karşı mağlup olan Hıristiyanlık ve İslamiyet, birleşmeleri neticesinde dinsizliğe üstün gelip onu dağıtma yolunda olduğu sırada, göklerde beşerî cismiyle bulunan İsa Aleyhisselam’ın o hak dini cereyanının başına geçeceğini, Muhbir-i Sâdık (aleyhissalâtü vesselam), kudreti her şeye yeten Cenâb-ı Hakk’ın vaadine dayanarak haber vermiştir.161 Madem haber vermiş, o halde haktır. Madem Kadîr-i Külli Şey vaat etmiş, elbette yapacaktır.

Evet, dinine ait çok mühim, güzel bir son için dünya semâsında cesediyle bulunan ve hayatta olan Hazreti İsa’yı, belki ahiret âleminin en uzak köşesine gitseydi ve hakikaten ölseydi, yine şöyle büyük bir netice için yeniden vücut giydirip dünyaya göndermek; her vakit göklerden melekleri yeryüzüne gönderen ve bazen insan suretine büründüren (Hazreti Cibril’in “Dıhye” suretine girmesi162 gibi).. ruhanîleri ruhlar âleminden yollayıp insan suretinde gösteren.. hatta vefat etmiş evliyanın çoğunun ruhlarını misalî cesetleriyle dünyaya gönderen bir Hakîm-i Zülcelâl’in hikmetinden uzak değildir… Belki onun hikmeti öyle gerektirdiği için vaat etmiş ve vaat ettiği için elbette gönderecektir.

Hazreti İsa (aleyhisselam) geldiği vakit, herkesin onun hakiki İsa olduğunu bilmesi şart değildir. Çok yakınları ve havas tabakada olan zâtlar onu iman nuruyla tanıyacak, herkes açıkça bilmeyecektir.

Soru: Rivayetlerde şöyle nakledilmiş: “Deccalın bir yalancı cenneti olacak, kendine tâbi olanları ona koyacak. Hem yalancı bir cehennemi olacak, ona uymayanları içine atacak. Hatta kendi bineğinin de bir kulağını cennet gibi, bir kulağını da cehennem gibi yapacaktır.163 Bedeninin büyüklüğü bu kadardır, şu kadardır…”164 Bu tariflerin hikmeti nedir?

Cevap: Deccalın şahsı görünüşte insan gibidir. Mağrur, firavunlaşmış, Allah’ı unutmuş olduğundan; şeklen ve zorbaca hâkimiyetine ulûhiyet namını vermiş ahmak bir şeytan ve aldatıcı bir insandır. Fakat şahs-ı manevîsi olan müthiş dinsizlik cereyanı pek büyüktür. Deccala ait rivayetlerdeki müthiş tasvirler buna işaret eder. Bir vakit Japonya’nın başkumandanı, bir ayağı Pasifik’te diğer ayağı on günlük mesafedeki Port Arthur kalesinde olduğu halde tasvir edilmişti. O küçük Japon kumandanının bu resmiyle ordusunun şahs-ı manevîsi gösterilmişti.

Deccalın yalancı cenneti ise medeniyetin cazibeli haram zevkleri ve fantezileridir. Bineği tren gibi bir vasıtadır; bir başında kazan dairesi bulunur ve Deccal kendine uymayanları bazen ateşe atar. O bineğin bir kulağı, yani diğer başı ise cennet gibi döşenmiştir, kendine tâbi olanları oraya oturtur. Zaten haram zevklere düşkün ve gaddar medeniyetin mühim bir bineği olan tren, sefahat içindekiler ve ehl-i dünya için yalancı bir cennet getirir. Biçare dindarlara ve Müslümanlara ise medeniyet elinde cehennem zebanisi gibi tehlike getirir, onları esarete ve sefalete atar.

İşte hakiki İsevîlik dini, ortaya çıkmasıyla ve İslamiyet’e dönüşmesiyle gerçi âlemin büyük kısmında nurunu yayar. Fakat kıyametin kopmasına yakın, tekrar bir dinsizlik cereyanı baş gösterir, üstün gelir ve اَلْحُكْمُ لِلْأَكْثَرِ165 kaidesince, yeryüzünde “Allah, Allah” diyecek kimse kalmaz.166 Bu, mühim bir cemaatin yeryüzünde mühim bir mevkiye sahip olacağı bir surette “Allah, Allah” denilmeyecek demektir. Yoksa azınlıkta kalan veyahut mağlup düşen hak ehli, kıyamete kadar bâki kalacaktır. Yalnız kıyametin kopacağı anda, onun dehşetini görmemeleri için bir rahmet eseri olarak müminlerin ruhları daha önce teslim alınacak, kıyamet kâfirlerin başına kopacaktır.167

 



158 Bkz. Müslim, îmân 234; Tirmizî, fiten 35; Ahmed İbni Hanbel, el-Müsned 3/107, 201, 268.

159 Bkz. Buhârî, enbiyâ 49; Müslim, îmân 244-246; Ebû Dâvûd, melâhim 13; Tirmizî, fiten 62.

160 Bkz. Buhârî, enbiyâ 49; Müslim, îmân 155, fiten 34.

161 Hadislerde, Hazreti İsa’nın (aleyhisselam) ahirzamanda yeryüzüne tekrar inip İslam adına mücadele edeceği* bildiriliyor.

* Bkz. Ebû Dâvûd, melâhim 14; İbni Hibbân, es-Sahîh 15/233.

162 Bkz. Buhârî, menâkıb 25, fezâilü’l-Kur’ân 1; Müslim, îmân 271, fezâilü’s-sahâbe 100.

163 Bkz. Buhârî, enbiyâ 3; Müslim, fiten 104, 109; İbni Mâce, fiten 36; Ahmed İbni Hanbel, el-Müsned 5/383.

164 Bkz. İbni Ebî Şeybe, el-Musannef 7/496; et-Taberânî, el-Mu‘cemü’l-Kebîr 11/313; ed-Deylemî, el-Müsned 2/237; Nuaym İbni Hammâd, el-Fiten 2/543.

165 “Hüküm, çoğunluğa göre verilir.” (es-Serahsî, el-Mebsût 5/140; el-Cessâs, Ahkâmü’l-Kur’ân 5/208; el-Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâi’ 1/303)

166 Bkz. Müslim, îmân 234; Tirmizî, fiten 35; Ahmed İbni Hanbel, el-Müsned 3/107, 201, 268.

167 Bkz. el-Hâkim, el-Müstedrek 3/686; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr 3/175; el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid 8/9.